Ekonomik büyüme, üretimde verimlilik, rekabet edebilirlik; bunların tümü istihdam ve refah seviyesine doğrudan etki eden kavramlar olarak karşımızda durmakta. Ülkelerin pek çok probleminde çözümün bir ucu, dönüp dolaşıp, bir biçimde işsizliğin azaltılmasına, üretimin ve istihdamın artırılmasına dayanmakta.

Toplumun gelişmesini ve büyümesini tetikleyen, bireylerin tek tek mutluluğu, başarısı, geleceğe umutla bakışıdır nihayetinde. Modern yaşama geçişle birlikte her alanda olduğu üzere, çalışma yaşamı, işveren işçi ilişkileri konularında da prensipler belirlenmiş, tarafların haklarını korumaya yönelik yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Temelde tüm çalışma hukuku ve işleyişi, ilişkinin görece zayıf olduğu düşünülen tarafını (işçileri) korumaya, haklarını belirli esaslarla garanti almaya yönelik olarak kurgulanmıştır. Sosyal hakların gelişmesi, çalışanların iş güvencelerinin sağlanması uzunca bir zaman almış olsa da; sonunda adil ve açık kurallara dayalı bir çalışma yaşamı kültürü oluşturulabilmiştir. Çalışanların işverenler karşısında eşit bireyler olarak durabilmelerinin sağlanabilmesi için; görece ağır yaptırımların düzenlenmesine, işverenlerin yasal hükümler yolu ile bağlı kılınmasına güçlü bir gereksinim duyulmakta idi başlangıçta. Ancak; her şeyin değiştiği, küresel yaşama adapte edildiği günümüzde, güvence olarak düşünülen bir takım zorunluluklar, işverenleri hareketsizliğe, rekabet edemezliğe esir etmekte. İşçileri güvence altına alması arzulanan bu katı kurallar ise; üretim azalmasına, şirket kapanmalarına, istihdamdan kaçınmaya; sonuç olarak da güvence altına alınmış bir çalışma hukukuna ve fakat, işsiz bir güvenceye yol açıyor adeta.

İşçiyi korumanın en etkin yolu; işi korumaktan geçiyor…

Yasal yükümlülükler, katı çalışma hukuku kuralları ile koruma altına alınmaya çalışılmakta işçiler. Ancak; güvencenin bir anlamı olabilmesi için, önce bir işe sahip olabilmeniz, istihdam artışının sağlanabilmesi gerekmekte. Aksi bir durum, bulduğunuzda kaybetmeyeceğiniz bir işiniz olmasını, ama o işi bulamamanızı beraberinde getirebilir. Geldiğimiz noktada, yeni bir şeyler söylenmesine, yeni çözümler üretilmesine ihtiyaç var. Bu yenilik gereksiniminin en efektif karşılığı da; esnek çalışma biçimlerinin desteklenmesi ve özel istihdam bürolarının gelişmesi olarak çıkmakta karşımıza.

Küresel ekonomi denen kavramla birlikte, şirketlerin eleman gereksinimleri sabit ve katı rakamlarla ifade edilebilir durumda değil artık. Hem çok daha fazla etkileniyorsunuz dünyanın taa öte yanındaki ekonomik gelişmelerden, hem de daha rekabetçi ve zor bir piyasada faaliyet göstermek durumundasınız. Bu durum; katı iş güvencesi kurallarının uygulandığı Türkiye gibi ülkelerde, işverenlerin istihdamdan kaçınmasını, var olan çalışanları ile verimi en üst seviyeye çekebilmek için çabalamasını getirmekte beraberinde. Oysa Batı Avrupa ülkeleri esnek çalışma biçimlerini desteklemeye başlayalı, işçilerin sık iş değiştiriyor olmakla birlikte işsiz kalmamalarına dayalı çalışma biçimlerine geçeli uzun zaman oldu.

Esnek çalışma biçimlerinin önüne engeller koymak, buna kalkışanı işçi düşmanı ilan etmek bir yana; bu yaklaşımı destekleyen AB, aktif ve akıcı bir iş gücüne, rekabet edebilir şirketlere, daha çok kazanan işveren ve işçilere sahip kılmakta sistemi.

Özel istihdam büroları, çalışanların ve işgücünün en yakın partneri

Esnek iş gücü piyasasının vazgeçilmez unsurlarından biri de özel istihdam büroları hiç şüphe yok ki. Çalışmaya hazır adaylarla sürekli ve aktif bir bağ kurabilen, geniş bir iş gücü talebine cevap verebilir durumda olan özel istihdam büroları; istihdamın ve çalışanların düşmanı değil, en yakın partnerleri aksine. Özel istihdam bürolarının çalışanlarla yürüttüğü sıcak ve interaktif ilişkiler, işverenlerin beklentilerine en uygun adayları, en kısa sürede gereken işlere yönlendirmelerini sağlamakta. Bu durum bir yanı ile çalışmaya hazır adayların kendilerine uygun işlere hızlı ve kolay ulaşmalarını sağlarken, öte yandan işverenlerin eleman alımı için harcayacakları zaman, enerji ve sermayelerini temel işlerine yönlendirmesine olanak sağlamakta. Diğer taraftan; özel istihdam büroları çalışmalarında tüm süreçlerini yasal çerçevelerde yürütmekteler. Bu da gerek kayıtdışılığın önlenmesi, gerek adayların ve şirketlerin profesyonel kişilerden hizmet almaları, gerekse devlet yetkililerinin kontrol mekanizmalarını daha rahat işletmeleri açısından çok ideal bir sistem. Söz konusu bürolar, dönemsel olarak sundukları raporlarla da çalışmalarını belgelemekte ve istihdamdaki hareketlenmenin görülmesine sunduğu istatistiklerle faydalı olmaktadırlar.

Gerek dönemsel çalışma biçimlerinin yasal alt yapısının oluşturulması, gerekse işverenlerle işçileri birbirlerinin açıklarını kovalayan rakipler durumunda gören kuralların normalleştirilmesi; uzun vadede istihdamın ve iş güvencesinin bugüne kıyasla daha iyi bir seviyeye ulaşabilmesi için en geçerli yol.

Kötü örnekleri esas alarak iş güvencesi ve çalışma hukuku kurallarını katılaştırmak, işverenleri istihdamdan biraz daha uzaklaştıracaktır her geçen gün. Esnek çalışma prensiplerinin geliştirilmesi, işçilerin de kendilerini geliştirmelerine, yenilenen teknolojilere adapte olabilmek için çaba göstermelerine, sonuç olarak da ülkenin gelişmişlik düzeyinin artmasına olanak sağlayacaktır. İş güvencesi önemli bir kavram yine de elbet. Çalışanların haksızlığa uğramamaları, sistemin tek ayaklı bir masa durumunda kalmaması için belirli kurallar ve yükümlülükler var olmaya devam edecektir doğal olarak. Ama, çok şey değişti 20. yüzyıldan 21. yüzyıla.

Genç bir kız veya delikanlı iken çalışmaya başladığınız fabrikadan, emekli olarak ayrılmanız dönemi bitti artık.

Kaynak : Datassist / Değişim Yelpazesi, Dünya Gazetesi