Skip to main content
search

Tatil konusunda yıllar içinde şahsen gözlemlediğim bir trend var. Yıllar önce okul tatilinden itibaren iş yaşamında bir yavaşlama olur ve birçok kişi tatilde olurdu. Toplantılar oldukça yavaşlar ve hatta neredeyse seminer ve zirveler bıçakla kesilmiş gibi biterdi. Bu trend 2008 krizini takip eden yıllarda yok oldu, birçok kimse hız kesmeden çalıştı. Dünyayı saran ekonomik kriz ve işini kaybetme endişesi Pandemi yıllarına kadar yumuşayarak devam etti. COVID pandemisinden sonra ise iş-yaşam dengesi fazlaca öne çıkmaya başladı ve tekrar yaz tatili trendi sanki devreye girdi.

Ancak bu hepimiz için geçerli değil, bazılarımız tatilde olma kavramını kabul etmeyebiliyor. Siyasi figürlerin tatilde olması özellikle biz doğu toplumlarında pek kabul gören bir konu değil. İstanbul Belediye Başkanı’nın kar tatili konusu da fazlasıyla basını meşgul eden bir konu olmuştu. Ekrem İmamoğlu, çocuklar tatilde iken ‘ben de uğradım’ demek durumunda kaldı. Harbiden tatil ve dinlenmek benim hakkım diyemedi. Halbuki buna gerçekten hakkı vardı. Siyasi figürlerden, tatilden hiç hoşlanmayan hatta tatil nedir bilmeden çalışması ile ünlü olan İngiltere’nin ilk kadın Başbakanı Margaret Thatcher; ABD Eski Başkanı Donald Trump’ın da aynı şekilde tatil karşıtı olduğu söyleniyor.

 

Ülkemizde yıllık izin hakkı oldukça kısıtlı olduğu halde günümüzde bu izni kullanmayan birçok çalışan ve yönetici var. Bize göre oldukça fazla izin hakkı bulunan İngiltere’de tahakkuk eden tüm izinlerin yöneticilerden gelen baskılardan kullanılmadığı söyleniyor. Örneğin 2022 yılında çalışanların %62’si tahakkuk eden izinlerin tamamını kullanamamış.

Tahakkuk eden tatillerin kullanılmamasının çeşitli sebepleri ve çeşitleri var.

Bunlardan biri şirketin çalışma kültürü. 

Bu şirkette yöneticiler izin kullanmıyor ve kullananlara biraz şaşırarak bakıyorlarsa, bu trend alt kadrolara doğru inmeye ve bir çeşit kültür oluşmaya başlıyor. Özellikle patron şirketlerinde veya start up kültürü oluşmuş şirketlerde işin kendisi bir tatmin mekanizması yaratıyor ve tahakkuk eden yıllık izinler birikmeye başlıyor.

Bazı durumlarda çalışanın hırslı olması buna neden oluyor. 

Bazı kişiler ben izin almam çünkü çok meşgulüm ve yaptığım iş çok önemli diye düşünüyor. Kimi zaman gerçekten öyle kimi zaman ise çalışan böyle düşünülmesini istiyor. Aksi halde kariyer merdivenlerinde yükselemeyeceğini düşünebiliyor.

Kimisi ise tatili kalan işlerini bitirmek için kullanıyor. 

Benim de dahil olduğum bu grup, biriken işlerini tatile çıktıklarında halletmenin hayalini kuruyor. Bu kesim işin kendisinden fazlasıyla hoşlanan ve işi hayatının hedefi haline getirmiş kişiler. Yarım kalmış işlerini daha sakin bir ortamda yetiştirmeyi hayal eden kişilerin ismi bile varmış “leavism” Bu tür kişilerin tatilde bile çalışması için açıkça görülmeyen bir neden olduğu söyleniyor. Şöyle ki bu kişiler için çalışmak normal hayatı yaşamaktan daha kolay geliyor. Kişisel ilişkileri yürütmekte zorlanan kişiler, aile ilişkilerinden hoşlanmayanlar, bazen kendi duygularıyla yüzleşemeyenler, tatilde bile işine gömülüyor. Bir çeşit savunma mekanizması oluşturuyor.

Aslında bir neden de ekonomik zorluklar. 

İzne çıkmayarak kanunda yeri olmasa da tahakkuk eden izinlerini izin parası olarak alanlar. Tatil için harcayacak parası olmadığından evde yatacaksam neden izne gideyim diyenler. Geçmişte bir kesim memleketine, köyüne giderdi buradan kışlığını yapardı ancak feodal yapı da değişiyor. Köyler eski köy değil.

İş kanunumuz yıllık izinler konusunda oldukça cimri olsa da başka ülkelerden oldukça fazla milli ve dini bayram izinlerimiz var. Bu izinler devlet memurları için hafta sonları ile birleştirilince. Tüm ülke olarak bu bayramda olduğu gibi 9 günlük tatile kavuşuyoruz. Bu durumda yönetimimiz ne der, müşterimiz bizden ne talep eder diye düşünmeden ülkece tatil yapıyoruz.

Hepimize iyi tatiller!