Skip to main content
search

Eğitim için gittiğim Amerika’da çok sakin bir şehirde geçirdiğim 20 günün ardından evimden iş yerine iki saatte geldikten sonra yönetim toplantısına katıldım. İlk sorum şu oldu: “Neden genel merkezi başka bir şehre taşımıyoruz?” İş ortağım Yılmaz Değer ve CEO’muz Umut Özbağcı ilk şaşkınlıkları geçtikten sonra “Neden olmasın?” dediler. Ofis için bölge araştırması yapma konusunda fikir birliğine vardık. Bu, 6 Şubat depreminden 3 gün önceydi. Aldığımız acı haberle sarsıldığımızda çoğu genç çalışanımızın güvensizliğine ve mutsuzluğuna tanık olduk. Depremin bir metropole getireceği yıkımı ülke ekonomisi açısından da değerlendirdiğimizde bazı adımları devletten beklemek yerine hızlı bir biçimde yeni bir genel merkez kurmak ve taşınmak için kolları sıvadık.

İstanbul’da yaşanan barınma krizi, genç jenerasyonları tanımlanamayan bir mutsuzluğa ve bilinmezliğe sürüklüyor. Aslında yaşanan uzun süreli depresyon, bu onların sağlığına yansıyor ve potansiyelinin önünde bir engel oluşturuyor. Çalışanlarımızın huzurlu olmasını ve ruhsal esenliğini dikkate alarak Uydu Genel Merkez olarak tasarladığımız 150 yıllık taş binamızın açılışını geçtiğimiz hafta yaptık.

Çalışma yerinin tamamen değişmesi çalışanın yaşam stilinin değişimi demek. Metropoldeki hızlı yaşamdan, olasılıkların çeşitliliğinden fazlasıyla hoşlanan birçok çalışanımız var ama kimi çalışanımız ise daha yavaş bir yaşam hayal ediyor. Şimdi bu kararı, çalışanlarımıza bırakıyoruz.

Yeteneklerle Tanışıyoruz

Yeni yetenekler bulmak ve eldeki yetenekleri tutabilecek motivasyonu yaratmak insan kaynaklarının en büyük savaşı. Bu savaşı kazanan stratejilerini gerçekleştirmek ve hedeflerine ulaşmak konusunda büyük bir avantaj elde edecek. Peki kim bu yetenek, nerede yaşıyor, aslında nerede yaşamak istiyor, sabah kalktığında kalabalık metrolarda ofise mi gitmek istiyor yoksa bisiklete binip sakin bir şekilde işine mi gitmek istiyor?

 

Uydu Merkezimizin Hikayesi

Assos Antik Liman’dan Geyikli Odunluk İskelesi’ne, oradan Çanakkale Sarıçay Kenarı’na uzanan bir coğrafyada, 19. yüzyılın ikinci yarısında Yahudi tüccarlar özel taş depolar yaptırır ve depolar zaman içerisinde bölgenin en önemli ticaret ürünü olan meşe palamutlarının adıyla anılmaya başlar. Bu depoların çay ya da deniz kenarında olmasının nedeni ticaret mallarını gemilere mavnalarla kolayca sevk etmektir. 1960’lara kadar ticaret içindeki işlevini yerine getiren palamut depoları, hammaddelere dayalı ticaret hareketliliğinin azalmasıyla işlevini yitirerek metruklaşır. 90’lı yıllarda Çanakkale’de yürütülen mimari mirası koruma çalışmaları kapsamında Sarıçay kenarındaki bu depoların olduğu bölge koruma altına alınarak kentsel sit ilan edilerek tescillenmiştir.

Kuzey Ege coğrafyasının Troya merkezli çok önemli bir bitkisi, bir ağacı olan, Troya meşesi palamudunun dış kabuğu tekstil ve deri boya sektöründe kullanılmıştır. Eski palamut depolarının  bir bölümü Çanakkale Bienali’ni hayata geçiren, sanat ve kültür merkezi Mahal tarafından kullanılmakta. Bu yapıların diğer bölümü Yüksek Mimar Yılmaz Değer’in modern dokunuşlarıyla iç mimari düzenlemesi yapılarak Datassist Uydu Genel Merkezi olarak faaliyete başladı.