İnsanlar farklı sebeplerden işlerine sarılır, birer işkoliğe dönüşürler. Sebep ne olursa olsun, sonuç benzer şekilde kötü sonuçlanır.

Malissa Clark hayatını işkolikliğe adamış. Hayır, kendisi işkolik değil! University of Georgia’da Psikoloji doktoru olan Prof. Clark’ın çalışma alanı işkoliklik. İşkolik olmak son yirmi yılın hiç alçalmayan trendi. Clark Fast Company’de yayınlanan makalesinde ‘neden işkolik oluruz, işkoliklik nedir, ne değildir’i basit dille tartışıyor, birçoklarımızın işkolik tanımını yerinden sarsıyor. Çevremizdeki herkes yakın çevresinden bir kişiyi işkolik olarak gösteriyor veya kendini işkolik olarak tanımlıyor. Son yıllarda işkolikliğin tanımı dört ana alanı kapsayacak şekilde değişmiş durumda: işkolikliği motivasyonel, zihinsel, duygusal ve davranışsal elementlere odaklanarak tanımlamak mümkün. Yani, “Neden işkolik oluyoruz?” sorusunun kaynağına iniyor.

NEDEN?

Motivasyonel: İşkolikler işlerine tutkuyla bağlı insanlardan farklılar. İşlerini sevmiyorlar, sadece içlerinden gelen o küçük ses onları baskı altına alıyor ve kendilerini çalışmak zorunda hissediyorlar. Diğer bir deyişle, çalışıyorlar çünkü çalışmak zorundalar, başka seçimleri yok.

Zihinsel: Çalışmadıklarında bile sürekli kafalarından işle ilgili düşünceler geçiyor, iş yapmadıklarında şalteri kapamak ve işle ilgili hiçbirşey düşünmemek gibi bir alternatifleri yok.

Duygusal: Çalışmadıklarında işkolikliklerin içini negatif duygular kemiriyor. Huzursuzluk, suçluluk, ansiyete içinde kıvranıyor, bu duyguların önüne geçmek için de çalışmaya devam ediyorlar… sürekli.

Davranışsal: Kurumlarının onlardan beklentisinin çok üzerinde çalışmayı normal kabul ediyorlar.

İşkolikliğe sebep olan, insanları işkolikliğe iten kaynaklar düşünüldüğünde, kişiye özgü ihtiyaçlar, dış faktörler ve kisilik özellikleri etkili olabiliyor.

İşkolikliği ne iter, ne itmez?

Muhtemel bir açıklama kişinin en temel ihtiyacı olan yeterli olma arayışından ileri geliyor. Özellikle de hayatının belli alanlarında istediği gibi olamıyorsa, kendini işe vererek o alanlardaki problemleri görmezden geliyor ve zamanının ve çabasının çoğunu işe harcıyor. Çok zaman harcadığı gibi, işteki yeterlilik seviyesi artıyor ve kendini bu sayede tatmin olmuş hissediyor. Kontrolde ve konusuna hakim oluyor. Yeterlilik ihtiyacını doyurmuş oluyor.

Kendini işkolik seviyesine işe vermek daha derin psikolojik yaraları hissetmemekte ve problemleri yokmuş saymada sıklıkla tercih edilen bir yöntem. Kişi bunu bilinçli olarak yapmıyor çoğu zaman ancak yoğun olduğundan hep işi düşündüğünden kendini düşünecek zamanı olmuyor. Travmalarını yok sayarak hiç olmamış gibi geçiştirebilmeyi umuyorlar. Çoğu zaman bu yöntemle yakın dönemi atlatıyorlar ancak eğer kendilerini dinlemezlerse orta ve uzun evrede daha büyük psikolojik problemlerle karşı karşıya kalıyorlar.

Kişiyi işkolik olmaya iten bir diğer güç bazı kişilerde baskın görünen bazı kişilik özellikleri. Genelde, işkoliklerin vicdanlı, dürüst, dışa dönük ve hafif nevrotik özelliklere sahip kişiler olduğu gözlemlenmekte. Bu ilişkilendirmenin çok da güçlü olmadığı, bu sonuçlara varan çalışmalarda çok sayıda değişken faktöre rastlandiginin altini cizmekte yarar var. Iskoliklik ve kisilik özellikleri arasında en büyük korelasyonun A tipi kişiliklerde meydana geldiği görülüyor: başarılarla motive olan ve mükemmeli hedefleyen kişiler arasında. Az sayıda çalışma olmasına rağmen, narsistlik ve işkolikliğin birbirleriyle bağlantılı olduğu da gözlemlenmekte.

(…)

Dünya Gazetesi’nde 27 Şubat 2018 tarihinde yayımlanan Değişim Yelpazesi yazımızın tamamına ulaşmak için görsele tıklayabilir veya HRPozitif’i buradan ziyaret edebilirsiniz.