Bir yanda pandemiyi bir tasarım yenileme fırsatına çevirmeyi, sağlıklı, çevreci, ergonomik, yeni normale uygun çalışma alanları yaratmayı hedefleyenler, diğer yanda da, ufak değişikliklerle pandemiye uygun ofis uyarlamalarına gidenler var.

Pandemiyle beraber çalışan sağlığı büyük önem kazandı. Bazı global ofis tasarımı şirketleri çalışanların virüsü kapmaması ve sağlıklı bir çalışma alanında çalışabilmesi için ofis alanını yeniden tasarlama çalışmalarına başladılar.  Doğa ile iç içe olmak, daha iyi hava filtrasyonu sistemlerini entegre etmek ve doğa dostu sürdürülebilir materyaller kullanmak, yeni konseptlerin ortak özelliklerini oluşturmakta. 

Biyolifik Tasarım Nedir?

Biyofilik tasarım olarak adlandırılan, ana hatlarıyla doğanın yararlarını iç mekanlara getirmeyi hedefleyen mimari ve iç tasarım konsepti, virüs döneminde ve sonrasında daha çok benimsenen bir tasarım anlayışı olacağa benziyor. İşyerlerinde çalışanların temiz hava almasını sağlayacak teraslar ve açık havaya açılan kapı ve pencerelerin ağırlıklı olduğu, kolaylıkla hava ve güneş alabilen bölümler ön plana çıkacak. Biyofilik tasarımda hedef; doğanın zenginliği ve karmaşıklığından yararlanan ve çalışanların stresini azaltmaya odaklanan sürdürülebilir ekosistemler yaratmak. Bu sayede, enerji harcamalarını kısarken, çalışan sağlığı ve performansına odaklanmak mümkün olacak. 

Biyofilik tasarımın çalışanların yaşamlarına etkisi, stresi azaltmak, kognitif fonksiyonları geliştirmek, yaratıcılığı arttırmak ve iyileşmeyi, kendini iyi hissetmeyi desteklemek. Doğanın iyileştiren özelliklerini çalışma alanına taşımak ana maksat. Biyofiliya insanoğlunun doğayla biyolojik bağlantısı anlamına gelmekte. Neden şömine ateşinin veya dalgaların dikkatimizi çektiği hatta dakikalarca seyre dalmamızı sağladığı, bahçede kısa bir yürüyüşün yaratıcılığımızı körüklediği, veya neden gölge alanların ve yüksekliğin korku ve hayranlık uyandırdığı, köpeğinizi doğada dolaştırmanın yürüyüşe iyileştirici etkileri olduğu, hep biyofiliyanın cevabını aradığı sorular arasında.

Biyofiliya ilk kez 1964’te sosyal psikolog Eric Fromm tarafından kullanılmış, yirmi yıl kadar sonra biyolog Edward Wilson tarafından popüler hale gelmiş bir terim. O dönemlerden itibaren insanların doğayla iç içe olma isteği, nörobilim, endokrinoloji ve mimari gibi alanların doğayı entegre etme çabalarını gündeme getirmiş. Mimaride 80’lerin sonlarında şehirlerin banliyölere yayılması, park, bahçe alanlarının çölde savana misali arttırılması trendini beraberinde getirmiş. 90’larda gelişen doğa dostu, yeşil bina konsepti de aynı akımın sonucu olmuş.

Pandemi Ofis Alanı Gereksinimlerini de Değiştiriyor

CNBC’nin haberine göre, San Francisco mimarlık firması Steinberg Hart’ın, yönetici ortağı Asheshh Saheba, iş ve ev arasındaki çizgilerin günden güne birbirine karıştığı bir dönemde, ofisi sadece bir masa ile tanımlamak doğru bir yaklaşım değil. 

Sosyal mesafe kısıtlamaları, ateş ölçme prosedürleri, pleksiglas seperatörler ofislerin adapte etmesi gereken yeni önlemler arasında. Mimar ve ofis tasarımcıların yeni odağı bu önlemleri ofis tasarımları içine en doğal şekilde entegre etmek. Pandemi kontrol altına alındığında, pleksiglas separatörlere ihtiyaç olmayabilir ancak hava ve su kalitesi, ışık gelen alanların arttırılması ve iyi bir akustik yaratılması önemini korumaya devam edecek.

Tasarımcılara göre, pandemi şirketlerin dikkatini ofis alanına çekti, çalışanların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını en iyi şekilde tutmaları için yaratılan alanların ve deneyimlerin gerekliliği ortaya çıktı. Tasarımcılar ve mimarlar bugün çevreye duyarlılığın, insan sağlığının, esnekliğin ve değişen dünyaya hızla adapte olmanın önemini müşterilerinin değişen istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda birebir de görmekteler.

Ufak Değişikliklerle Ofis Alanını Geliştirmek de Mümkün

Aslında, pandemiyle beraber alan paylaşımı konusunda ironik bir duruma düştük. Bir yandan, kendimizi diğer insanlardan izole edip, virüs almamaya çalışırken, diğer yandan iş ve özel yaşamımız iç içe girdi ve ailemizle paylaştığımız ortak alanların bir bölümü iş yaptığımız alanlara dönüştü. Evde ofise dönüştürdüğümüz alan, masamız, sandalyemiz, aynı zamanda ailemizle zaman geçirdiğimiz, televizyon izlediğimiz, video oynadığımız alanın bir parçası olarak kullanılmakta. Bir yandan da, işyerinde vardiyalı çalışmaya geçilmesi sonucunda, birçok işyeri ofislerini küçültme yolunu seçti ve çalışanlar belli gün ve saatlerde kullandıkları masalarını farklı çalışma saatlerinde çalışan iş arkadaşlarıyla paylaşmaya başladılar. Aynı bilgisayarı, aynı masa ve sandalyeyi, çekmeceleri kullandığınızda, temiz, düzenli ve sistematik olmak daha da önem kazanıyor. Öncelik sağlık ve virüsten korunmak; dolayısıyla, işten sonra iş alanınızı dezenfekte etmek ve sizden sonra çalışana saygılı olmak çok önemli.  


Takip ettiğim Linkedin editörlerinden, Chris C. Anderson, yeni paylaşımında iş alanı sosyolojisi alanında uzman Dr Tracy Brower’in pandemi zamanında etkili çalışmak ve akıl sağlığını korumak için uygulamayı önerdiği 3M metodundan bahsetmiş.  3M: Mindset (Kafa yapısı), Method (Metod) ve Mechanics (Mekanizma). 

Mindset ile empati ve esneklik ön plana çıkıyor. 

Method ile aynı alanda çalıştığınız kişilerle bu alanı nasıl kullanacağınızı planlama ve iletişime geçmenin önemini vurguluyor. Mechanics’te araçlar devreye giriyor: fiziksel ve ruhsal açıdan verimli çalışmanız için neler gerekli. Zaman zaman dikkatinizi toplamak için ayağa mı kalkmamız gerekiyor, iki saatte bir yürüyüş veya esneme hareketleri mi yapmalısınız, yoksa tüm bunları düşünmeden önce, en büyük yatırımınız ergonomik bir ofis sandalyesi almak mı olmalı?

Pandemi ile, sadece çalışma şeklimiz değil, çalışma alanlarımız da değişmekte. Küçük değişikliklerle de, daha sağlıklı, odaklı ve rahat çalışabiliriz.