Bu yazı Dünya Gazetesi’nde 13 Haziran 2017 tarihinde yayımlanmıştır.

İşlerimizin gitgide çoğaldığı, mevcut işler bitmeden yenilerinin eklendiği, emaillerin onar onar arttığı, projelerin 24 saat 7 gün çalışsak bitmediği bir iş temposunda çalışıyoruz. Bazen son derece anlamsız, değer yaratmayacak, tamamıyla zaman kaybına yol açacak işlere yöneticimiz evet diyeceği için, hep böyle yapılageldiği için veya karşımızdaki kişiyi kıramayacağımız için evet diyoruz. Bir işe evet demek diğer işleri birkaç saat veya birkaç gün atabiliyor, önem sırasına göre düzenlediğimiz işleri alt üst ediyor. Kimi zaman sizin hafta sonunuza, mesaiye kalmanıza, evden çalışmanıza ve daha da kötüsü kritik önem taşıyan işleri zamanında tamamlayamamanıza sebep oluyor.

Burada anahtar “hayır” diyebilmek. Stratejik ve seçici bir şekilde hayır diyebilmek. Hem yönetici hem de çalışan için hayır diyebilmek en önemli özgürlüklerin başında geliyor. Kişinin, departmanın başarısı, ne zaman, nerede ve nasıl hayır diyebildiğimize göre değişiyor.

Norm evet olunca hayır tabu oluyor

Ne kadar alışmışız evet kültürüne, evet tek kabul edilir cevap haline gelmiş ruhumuz duymadan. Kimseyi üzmek, kırmak, hayal kırıklığına uğratmak istemiyoruz… Ve hep evet diyoruz patronumuza, iş arkadaşlarımıza, ailemize, arkadaşlarımıza. Bazen bu evetler gerçekten evet demek istediklerimiz, bazense yapamayacağımız ya da yaptığımız takdirde zorlanacağımız işler. Özgür irademize bırakılsa, kesinlikle olmaz diyeceğimiz işlere hayır diyemez olmuş durumdayız bu evet kültürü içerisinde sıkışıp kaldığımızdan. Evet deyip herkesi mutlu etme çabasında ne terslik var diye düşünebilirsiniz.

Fikir güzel ancak zaman ve diğer kaynakların kısıtlı olmasından ve sizden bir tane olduğundan, yapabileceğiniz işin üzerinde işi üzerinize aldığınızda düşünmeden hızla sadece bitirme hırsı ön planda çalışırsınız, sadece uygulayan olur, kocaman listede yapılacakları tamamladıkça üzerini çizer hale gelirsiniz. Düşünmeden, kafanızı yormadan, değer yaratmadan uygularsınız. Yaratan, üreten değil, uygulayan olursunuz. Bireysel tatmin açısından kendinize yapabileceğiniz en kötü şeyi yapmış olursunuz.

Sizi evet demeye iten en büyük etkenlerden biri ‘beğenilme’ arayışıdır. Yeni bir kariyer imkanının önünüze çıkmasında ve işe alınmanızda beğenilmenizin, iş çevreniz tarafından takdir edilip sevilmenizin önemi yadsınamaz. Ancak şöyle de bir tehlike mevcuttur: Kritik olmayan projeleri üzerinize alarak zamanınızı tamamen doldurur, iyi fikirler çıkaracağınız sakin kafayla beyin fırtınası yapıp yeni fikirlerin üzerine düşünebileceğiniz zamanı elinizin tersiyle itmiş olursunuz.

Bir diğer deyişle, değer yaratacağınız zamanınız kalmamış demektir. Fazla yetenek gerektirmeyen işleri yapmanın uğruna, heyecan veren yeni fikirlere, iş yapış biçimlerini kökünden değiştirme potansiyelindeki inovasyonlara hayır demiş olursunuz. Farkında olmadan, istemeden, kontrolünüz dışında ancak inovasyonu, değer yaratmayı engelleyen bir ‘hayır’.

New York Times yazarı Diana Kander, Harvard Business Review için yazdığı makalede, evet kültürü egemen büyük şirketlere yaptığı konuşmalarda, çalışanlardan gözlerini kapatmalarını ve şuan üzerinde çalıştıkları projenin başarılı olacağına inanmayanların el kaldırmasını ister. Çalışanların çoğu ellerini kaldırır. Tabii ki, kendinden emin bir şekilde en yukarılara ellerini kaldırmazlar. Başarısına inanmadıkları bir projede çalıştıklarından gurur duymazlar ancak bu konuda öyle güçlü düşünce ve hislere sahiptirler ki bir şey söyleme ihtiyaçlarının önüne geçemezler ve ellerini kaldırırlar.

Yazının tamamını görsele tıklayarak veya HRPozitif’i buradan ziyaret ederek okuyabilirsiniz.