Yakın zamanda çocukluğunuzun geçtiği mahallede kısa bir yürüyüş yaptınız mı? Köşedeki bakkal hala duruyor mu? Yoksa yıkmışlar mı? Yerinde 15 katlı bir apartman mı yükselmiş? Ya mahallenin berber dükkanı? O duruyor mu?

Yoksa adı mı değişmiş ‘Erkek Kuaförü’ olarak? Peki ya komşular? Çocukluk arkadaşlarınız? Yerlerini yeni taşınanlar mı almış? Unutmayın ki siz de taşındınız, geçmez oldunuz en güzel yıllarınızın geçtiği yerlerden. Peki ne oldu ilk anılarınızın oluştuğu yerlere? Sizin değiştiğiniz gibi onlar da değiştiler. Dükkanlar, binalar, insanlar… zamana ayak uydurdular. İşte bugün ihtiyaç duyduğumuz ürünler, elimizin altında olan servisler ve ofiste hergün binlerce defa tekrarladığımız işlemler de mahalleniz gibi değişti ve hergün değişmeye devam ediyor. Benjamin Disraeli’nin dediği gibi, değişmeyen tek şey değişim.

Peki sizin işyerinizdeki değişimle aranız nasıl? Son 10 yılın en çok konuşulan trendi inovasyon size ne kadar yakın? Bir başka deyişle inovasyonu işinize nasıl uyguluyorsunuz? Yeterince uygulayamamaktan mı şikayetçisiniz? Nereden başlayacağınızı mı bilemiyorsunuz?

Roger La Salle, işinize inovasyon katmanın yolunu hemen hayata geçirebileceğinizin, basit ve sistematik önerilerle sunuyor. La Salle, inovasyon kavramını basitleştirmeyi farklı rollerde görev yaptıktan sonra başarmış: Akademisyen, girişimci, yönetici ve mühendis olarak çalışmaları ona, prosesler ve servisler ne kadar karmaşık olursa olsun, inovasyonlarının son derece basit bir prensibe dayalı olduğunu göstermiş.

Öncelikle kafamızda büyüttüğümüz inovasyon nedir?

İnovasyon, aslında oldukça basit bir kavram. ‘Değer katan değişim’, inovasyonun özünü oluşturuyor. İşe değer kattığı sürece insanlarda, ürünlerde, servislerde, süreçlerde başarı getiren küçük değişiklikler yaparak, aklınıza gelen herşeyde inovasyon yapmak mümkün,. Birçokları inovasyonla yaratıcılığı eş tutuyor. La Salle’e göre, ikisi birbirinden tamamen farklı. İnovasyonda daha belirgin bir yapı, kurallar ve süreçler var. Yaratıcılık ise, daha sanatsal, daha az süreç ve disiplin gerektiriyor.

Peki bu tanıma göre, 5 yıllık dönemlere bakıldığında hangi ürünler inovasyon geçirmiştir? Ya da daha kolay cevap verilebilecek bir soru: Hangi ürünler 5 yılda değişim geçirmemiştir?

Çoğu insan bu soruya ” su ” diye cevap vermekte, ancak yanlış cevap. Su bile paketlemesinden etiketine kadar birçok değişiklik geçirmiştir. Ticarileşmiş olan her ürün, küçük çapta da olsa, en fazla 5 yılda bir değişim geçirir.

Herşeyde olduğu gibi, inovasyonun da CEO ve kurucu tarafından sahiplenilmesi gerekli. Böylece en üstten en alt seviyeye herkes değişimi kucaklıyor. Herkesin iş akışında ufak değişiklikler yapmasıyla kendi işleyişini daha verimli hale getirmek mümkün.

İnovasyonun doğru algılanması şart. Yenilik getirirken başarısız olmak, inovasyonu uygulayamamak, birçok şirketin yıkımına sebep olmakta. Çoğu yönetici ilham verici bir fikirle yola çıkıyor, ancak zamanla şirket odağını ve yönünü kaybediyor, neden ilk etapta o inovasyonu yapma kararını verdiğini bile unutuyor. Bu durum, varolma gayesini unutmaya kadar gidiyor, şirket zamanla başarısızlığa sürükleniyor.

Matriks Düşünme Sistemi

La Salle inovasyonun formülünü, değişim tohumlarıyla katalistlerin buluşması olarak tanımlıyor. Değişim tohumları ve katalistlerini uygun seviyelerde birleştirerek, La Salle bir sonuçlar matriksi elde ettiğine inanıyor. Tohum ve katalistlerin beraber oluşturduğu sinerjiden ürün, servis ve süreçlere direkt uygulanabilen bir strateji yaratmak mümkün oluyor.

Değişim Tohumları

  1.  Değişim: Ürününüz ne kadar iyi olursa olsun, her ürün daha iyi olabilir. Değişim için her zaman yer vardır. Üstelik, zaman geçtikçe beğeniler, ihtiyaçlar ve beklentiler de değişim gösterir. Zamana ve talebe ayak uydurmak bir ürünün başarılı olması için olmazsa olmazdır.
  2.  Aksesuar Eklemek: Örneğin, aksesuar tasarlamakla, ürünün kullanımını genişletmiş, değişik fonksiyonlar katmış ve kullanıcıların daha çok ilgisini çekmiş olursunuz. Araba, cep telefonu için tasarlanan aksesuarları düşünün. Katılan değerler sayesinde her cep telefonu kullanan ihtiyacına cevap veren farklı bir aksesuarı satın alır. Üstelik bu sadece fiziki aksesuarlarla sınırlı değildir, oyunlardan aplikasyonlara birçok serviste cep telefonu kullanıcılarına ek fayda sağlar.
  3.  Promosyon Yapmak: Rekabetin oldukça güçlü olduğu pazar ekonomisinde ürününüzü farklı kampanyalarla tanıtmak ve satmak müşterileri alışverişe teşvik eder. Bu tür “1 alana 1 bedava” gibi promosyonel kampanyalar sayesinde müşteriler daha çok satın almaya yöneliyor. Örneğin, McDonald’s menu promosyonlarında patates kızartması ve Cola’yı daha büyük boyutlarda satarak müşteriyi ufak fiyat farkları karşılığında daha fazla satın almaya teşvik eder.
  4.  Satış Kanallarını Geliştirmek: Satış kanallarını geliştirmek bir başka önemli değişim tohumu. Halihazırda kullanılan kanalları daha etkin şekilde kullanmak veya yeni kanalları aktive etmek, satışı arttırmak için iyi bir yol olabilir. Örneğin, internet, sosyal medya ve viral pazarlama faaliyetleri genellikle klasik kanallara destekleyici olabilir.

Değişim Katalistleri

Takip edin; ürününün yaşam eğrisini yakından izleyin. Eğrinin farklı noktalarında farklı fırsatların gizli olduğunu göreceksiniz. Her aşamada farklı tasarım, paketleme, satış kanalı gibi değişkenleri devreye sokarak pazar kazanma fırsatlarını değerlendirebilirsiniz. Bunları sıkı takip edip, doğru zamanda değişimi hayata geçirmek şirketinize büyük avantaj sağlayacaktır.

Keşke; keşke inovasyonun doğmasına neden olan fikrin başındaki kelimedir. Keşke hiç kırılmayan bir bardakla çay içebilsem… keske hiç leke olmayan bir bebek önlüğü olsa… Hayallerinizi süsleyen keşkeler size ve inovatörlere her zaman ilham kaynağı olur, birçok buluş bu şekilde keşfedilir. Keşke sayesinde beyin fırtınası yapar, özgür fikirlere yol açarsınız, çılgın fikirler arasından mutlaka ürüne dönüşecek veya mevcut bir ürüne değer katacak bir iki öneri çıkacaktır.

Sıkıntı; iş fırsatlarının ortaya çıktığı en potansiyel kaynak. Bir ürünün eksiklerinden dolayı sıkıntı çekmek, zaman, para veya konfor kaybetmek anlamına gelir. Bu eksikleri gidermek ve ihtiyacı karşılamak için çalışmak, inovasyonun çıkış noktasıdır. Birinin bir ürünle ilgili şikayetlerini dinleyin, hemen kafanızda bir inovatif fikir belirecektir.

İnovasyon riskli olmak zorunda mı?

Dünyanın en meşhur film şirketlerinden Walt Disney’in kurucusu der ki ‘Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Herşeyin bir fareyle başladığını aklınızdan çıkarmayın.’ Tabii bugün bir girişimci olarak bu kadar büyük hayallerin peşinden koşmak ve kocaman riskler almak zorunda değilsiniz. Yepyeni bir ürün veya servisi piyasaya vermek büyük bir pazar riskini de beraberinde getirir. Oysa, oyuna daha küçük başlayarak bu riski yok etmek veya en aza indirmek mümkün.

Bir ürün bulun, öyle bir ürün olsun ki dünyada veya ülkenizde geniş bir kitleye hitap etsin. Ne kadar satıldığını, satış trendini ve pazarındaki farklı markaları inceleyin. Sonra düşünün eğer bu ürünün daha iyi versiyonunu daha ucuza geliştirebilirseniz pazar payınızı daha kolay öngörebilirsiniz. Riskiniz daha kontrol edilebilir bir hale gelir. Tam aksine, eğer yepyeni bir inovasyonu pazara veriyorsanız, veri yetersizliğinden ve bilinmezliklerden pazarı analiz etme şansınız kısıtlıdır. Başarınızı kestirmek de bir hayli zordur. Oysa inovatif olmak için zamanda yolculuk makinesini icat etmenize gerek yok. Var olan bir ürünü müşterilerinin daha çok seveceği hale getirin yeter.