Skip to main content
search

Bugünlerde kafamızı nereye çevirsek yapay zekâ ile ilgili bir şeye maruz kalıyoruz. İnsanlık olarak yapay zekâ bizi inanılmaz şaşırtıyor ancak buna rağmen çok çabuk benimsediğimizi düşünüyorum. Gerek buradaki yazılarımda gerek yaptığım konuşmalarda ben de sık sık yapay zekâ ile ilgili konulardan besleniyor ve anlatmaya çalışıyorum.

Ancak bu hafta yapay zekâya değinmeyeceğim ve belki de biraz konvansiyonel olmasına karşın, medeniyetin temelini oluşturan ve insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik olan ve insanın belki de en başarılı olduğu alan olan kolektif çalışmadan bahsedeceğim.

Önemi Nedir?

Bir organizasyon için takım olabilmek, belki de her şeyden önce gelir. Verimlilik, inovatif düşünceler, motivasyon, profesyonel beceriler, doğru iletişim, ahenk ve daha birçok güzel konu başlığında ivme yukarı doğru yükselir.

Sadece başarıda değil, başarısızlıkta da beraber olabilmek takım olmanın en büyük artısıdır. Ekip içinde kimse tökezlemekten korkmaz. Çünkü düştüğünde bile ona uzanan bir yardım elinin geleceğini bilir. Bu da hem karşılıklı güveni hem özgüveni artıracağı gibi müthiş bir konfor alanı sunar. Evet, başarılar konfor alanı dışında gelir ancak konfor alanının genişlemesi de bu şekilde olur.

Takım olabilmek için kaynaşmak çok büyük bir önem taşıyor. Örneğin geçtiğimiz hafta sonu yaklaşık 30 kişilik bir kafile ile Çanakkale’deki ofisimizin açılışına gittik. Burada dolu dolu iki gün geçirdik. İki gün içerisinde hem harika bir ekip çalışması eğitimi aldık hem de açılış kokteylimizi gerçekleştirdik. Şirketimize yeni başlayan arkadaşlarımız da buradaydı ve kaynaşmak için müthiş bir ortam vardı. Aynı insan grubuyla farklı bir mekânda bir araya gelmek oldukça güzel bir deneyimdi. Belki farkına varamayacağız ancak bu etkinlik kısa ve uzun vadede muhakkak pozitif bir etki gösterecek. Zaten mükemmel bir ekibe sahibiz ancak bu durum bizi daha da ileriye taşıyacak.

Şu an bu yazıyı okuyor olmanız bile bir ekip çalışmasının sonucu. Ben yazıyorum, editör sayfaya ekliyor, matbaada basılıyor, bayilere taşınıyor, kuryelerle ofisinizin resepsiyonuna geliyor ve belki başka bir görevli de masanıza gazeteyi bırakıyor. İnternetten okuyor olsanız bile farklı şekilde bir zincir biz görmeden çalışıyor ve yazıyı ekranınızdan okuyorsunuz. Bu zincirin herhangi bir noktasında oluşan aksaklık yüzünden belki de gazete o gün size ulaşamayacak. Bir gün gazete okumazsanız belki de çok şey kaybetmeyeceğinizi düşünebilirsiniz ve haksız da sayılmazsınız. Ancak aynı zincir yediğimiz ekmek, içtiğimiz su hatta kullandığımız ilaçlar için de geçerli. Ekip içinde oluşabilecek bir aksaklık, zinciri koparıp diğer halkaları da yere düşürecek. Tüm bunları düşünerek zincirinizin gücünün en zayıf halkadan ibaret olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. O yüzden zinciri bir bütün olarak kabul etmeli ve her halkanın aynı güçte olduğundan emin olmalıyız.

Doğru Ekip Kurmak için Püf Noktaları Neler?

  • Doğru Görev Dağılımı: İyi bir takım olabilmek için öncelikle takımı “gerçekten” çok iyi tanımak gerekiyor. Maalesef çok iyi yüzme bilen kişilerden ağaçlara tırmanmasını istiyoruz. İnsanları doğru yetkinlik ve yeterlilik alanlarına örtüşecek şekilde adreslemeliyiz.
  • Kişilik Testleri: Ekibe yeni katılacak bir kişi müthiş bir kariyere sahip, harika başarılara imza atmış olabilir. Ancak bu özgeçmiş, ekibin ahengine uyacak demek değil. İşe yeni başlayan müthiş kariyerli arkadaşımız doğru kişilik testlerinden geçmediyse zincire gelen en zayıf halka olabilir ve bütün takımın emeklerinin heba olmasına neden olabilir.
  • Etkili İletişim: Ekip içinde huzursuzluk çıkaran ancak işini de harika yapan kişilerle muhakkak karşılaşmışsınızdır. Aslında buradaki temel problem yanlış iletişimdir. Şeffaf bir iletişim kurabiliyor olmak hayati bir önem taşır ve güven duygusu yükselir.
  • Güven: Yalnızca iş ilişkisinde değil, kişisel ilişkilerde de olmazsa olmaz bir disiplin. Yukarıda da bahsettiğim gibi düştüğünüzde size yardım eli uzanacağını biliyor olmanız, potansiyelinizin üzerine çıkmanızı sağlayacaktır.
  • Saygı: Takımdaki diğer düşün emekçilerinin fikirlerine saygı duymak, tüm takımı motive eder ve demokratik bir çalışma ortamı yaratır.
  • Adaptasyon: Yalnızca bu süreç olmasın diye birçok kişi memnun olmadığı işlerinde mutsuz ve umutsuz bir şekilde çalışmak zorunda kalıyor. Gıcır gıcır bir makinenin tıkır tıkır işleyen çarkları gibi çalışan bir yerde işe başlamak, her çalışan için müthiş bir deneyimdir ve adaptasyon süreci minimum zaman kaybıyla tamamlanır.
  • Kurum Kültürü: Bana göre bir şirketin kurum kültürü kazandığı paradan daha önemlidir. Bu kültürü özümsemiş bir ekip, aynı hedefe beraber yürüdüğünün farkındadır. Üzüntüyü de sevinci de beraber yaşar, kenetlenir.
  • İyi Liderler: Ekip, liderden beslenir. Liderler tüm organizasyonun kaderini belirleyebilir. Yalnızca alınan kritik kararlardan dolayı değil, ekibi yetersiz beslemeden dolayı bile organizasyonu felakete sürükleyebilir.

Profesyonel hayatımıza harcadığımız emek ve zaman özel hayatımıza harcadığımızdan daha fazla. Böylesine masraflı bir şeyin içindeysek, bence mutluluğu profesyonel hayatta da hak ediyoruz. Mutluluğa ulaşan yollardan biri de mutlu ekip çalışmasından geçiyor. Hafta sonu Çanakkale’deki eğitimde öğrendiğim bir aforizma ile yazımı sonlandırmak istiyorum:

Çalışanlar mutluysa müşterileri mutlu ederler, müşteriler mutluysa daha çok para verirler!