Skip to main content
search

Küresel ısınma ve kirlilik sonucu dünyanın doğal enerji kaynaklarının tükeniyor oluşu nedeniyle, yenilenebilir enerji yatırımlarına son yıllarda hız verildi.

Rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi benzeri doğaya zarar vermeyen enerji üretim teknolojilerinin önemi her geçen gün artmakta. Bununla birlikte; ilk yatırım maliyetlerinin yüksekliği, geri dönüşünün uzun zamana yayılması gibi etkenler, girişimcilerin bu alana yatırım yapmak konusunda çok istekli olmamasına neden oluyor.

Küresel ısınma ve kirlilik sonucu dünyanın doğal enerji kaynaklarının tükeniyor oluşu nedeniyle, yenilenebilir enerji yatırımlarına son yıllarda hız verildi.

Rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi benzeri doğaya zarar vermeyen enerji üretim teknolojilerinin önemi her geçen gün artmakta. Bununla birlikte; ilk yatırım maliyetlerinin yüksekliği, geri dönüşünün uzun zamana yayılması gibi etkenler, girişimcilerin bu alana yatırım yapmak konusunda çok istekli olmamasına neden oluyor. Bazıları, tam da cesaretlerini toplamış, yeni enerji teknolojilerine yatırım yapmaya yönelmişken, küresel finans krizi patlak verdi.

Krizin başlangıçta öngörülenden çok daha derin olduğunun, düzlüğe çıkışın uzunca bir zaman alacağının anlaşılması ile birlikte, dünyanın hemen her köşesinde gerek yatırım politikaları, gerekse büyüme beklentileri gözden geçirilmekte. Her yeni günle birlikte, tüketimin yavaşlaması, büyüme rakamlarının aşağıya inmesi, hatta ekonomilerin küçülmesi yönünde güçlü beklentiler ve veriler ortaya konulmakta. Bütün bu tablo, enerji yatırımları konusunda da yavaşlamaya, yenilenebilir enerji teknolojilerine ayrılan kaynaklarda azalmaya yol açacak gibi gözükmekte.

Bugün için değilse de, gelecek için enerji…

Küresel malî krizin reel sektör aktörlerini de derin ve güçlü bir biçimde etkileyeceği bir sır, hatta öngörü olmaktan çıkmış durumda gelmiş olduğumuz noktada. Birbiri ardına gelen üretim azaltma ve durdurma haberleri, işçi çıkarmaları vb. durumun, sanılandan daha ciddi olduğuna işaret etmekte. Bu eğilimin temel dayanaklarından biri, harcamaların ve tüketimin hızla azalacağına yönelik öngörüler. Yatırımların durdurulması ya da en azından ertelenmesi, şirketlerin var olan pozisyonlarını korumaya yönelmeleri, doğal bir biçimde enerji gereksiniminin ve tüketiminin de azalması anlamına gelmekte. Talepte oluşan daralmaya paralel olarak enerji fiyatlarındaki gevşeme (petrol ve elektrik fiyatlarının düşmesi), yeni enerji yatırımlarının tartışılır olmasına yol açıyor. Gelecek yıllar için yapılması gereği vurgulanan enerji yatırımlarına ilişkin tahminlerin gerçekleştirilmesi olasılığı her an biraz daha azalmakta. Bunun önemli nedenlerinden biri enerji talebinin azalması ise, diğer bir başkası da yenilenebilir enerji teknolojilerine ayrılan kaynakların geri dönüşünün çok uzun zaman alacak oluşu. Ancak; gerek talep daralması, gerekse kârlılık endişelerini esas alarak enerji yatırımlarını azaltmak veya askıya almak, zaten zor gözüken krizden çıkışın daha da zorlaşması, krizin etkilerinin daha da derinleşmesi riskini getirmekte beraberinde. Özellikle de ülkemiz açısından yalnızca şu an içinde bulunulan tabloya dayanılarak değil, geniş ve uzun zaman ölçeğinde düşünülüp hazırlanmış bir enerji politikasına gereksinim var. Enerji girdilerinin yüksekliği, bu alandaki talebi karşılamak  için katlanmak zorunda olduğumuz dış açıkların miktarı, finans krizi çıkışında bir de enerji krizi yaşamamıza yol açma potansiyeline sahip.

Belki bugün için ertelenebilir, iptal edilebilir gibi duruyor enerji teknolojilerine kaynak aktarımı. Ama krizin düşündüğümüzden daha ağır hasar vermemesini, kriz çıkışında dünyaya ayak uydurabilmeyi istiyorsak, ayakları yere sağlam basan bir enerji politikası geliştirmek, bu alandaki yatırımları bu politika ölçeğinde yönetmek durumundayız.

Kaynak: Datassist / Değişim Yelpazesi, Dünya Gazetesi

DBS

Leave a Reply